Bazı hakikatler vardır ki, bir çağın seslenişine dönüşür; sesleniş insana dairdir, hayata dairdir, geleceğin ışıltılı zamanlarına dairdir. Ve hakikatin düşlerle buluştuğu yerde özgürlük bir aşk eylemine bürünür. Özgürlük ve aşk hakikatin ve düşün kadınca karşılığı olur.
Bazı yürekler vardır ki, bir halkın özgürlük hayaliyle kavrulur. Soğuk kara gecelerin ışığı olmayı, buza kesmiş umutların ateşi olmayı bilir. Ateşin köze dönüştüğü yerde güneş içmiş toprakların kalp atışı olur. Ve bir çocuğun avuçlarına bırakır kendini, çınlayan masum gülüşlerde kök vermek için…
Bazı kadınlar vardır ki, hayatı gül kokulu bir güzellikle yaşar. Hudutları yok sayarak düşsel bir yolculuğu gerçek kılar. Ve giderek yolculuğun kendisine dönüşür. Bazı kadınlar vardır ki, kıyıma uğrayan çocuk sevinçlerine baştan başa yurt olur; vatan olur.
O kadınlardan biri de Gurbetelli Ersöz’dür.
Bir kadın, bir çocuk, bir abla, bir arayışçı, bir düşçü, bir isyancı, bir yoldaş, bir devrimci ve bir gazetecidir. Ve Türkiye’nin ilk kadın Genel Yayın Yönetmeni’dir.
Gurbetelli Ersöz, hem Türk hem de Kürt basın tarihinin bir mihenk taşıdır. Devrimci duruşu ve anlam arayışıyla yol gösteren kutup yıldızı gibi parlamaya devam ediyorsa tüm bunlardan dolayıdır. Onun yaşamı, özgürce nasıl yaşanacağını gösterdiği gibi, Kürt kadın hareketinin belleğinin nasıl ilmek ilmek dokunduğunun hikayesidir. Bu sebeple katledilişinin üzerinden 28 yıl geçmiş olsa da, Gurbetelli bugün de “yüreğini nakşettiği ülkesinden” kadınları selamlamaya devam ediyor.
Bir annenin dirayetiyle şekillenen bir öykü
11 Temmuz 1965’te, Xarpet’in Palo ilçesine bağlı Zîver Köyü yaylasında dünyaya gelen Gurbetelli, isminden de anlaşıldığı gibi yaşamının akışına dokunan bir iz taşır. Babası Almanya’da gurbetteyken doğan bu küçük kız çocuğuna “Gurbetelli” adını verir. Ancak onun hayatındaki asıl dönüm noktası, dindar bir babanın okutmadığı annesi Fatma’nın kararlılığı olur. Annesi, kendi yarım kalan eğitimini kızına bir miras gibi devrederek Gurbetelli’yi okutmak için Adana’ya taşınır. Emeği, emeğin değerini ve kadın emeğinin dünyayı nasıl da daha iyi bir yer haline getirdiğini annesiyle öğrenir. Ve bu emeğin hoyratça nasıl harcanıp değersiz kılındığını da… Mavi dağ zirvelerine uzanan yolculuğunun başında kadına güvenmenin ve onunla yürümenin vereceği saf onuru ve amansız zorluğu annesinden öğrenir. Bundan sebep yolculuğun başı inanç, sonu onur olacaktır.
Annesinin emeğine duyduğu bağlılıkla liseyi yatılı okullarda tamamlayan Gurbetelli, azminin karşılığını alarak Çukurova Üniversitesi Kimya Bölümü’nü kazanır.
‘Nasıl yaşamalı?’ sorusu ve Çernobil’den Halepçe’ye
Kimya eğitimi sırasında yaşanan iki büyük trajedi, Gurbetelli’nin hayatını köklü bir şekilde değiştirir: Çernobil felaketi ve Halepçe Katliamı. Bu iki olay, onun yaşamında bir dönüm noktası olur. Yüksek lisans çalışmaları sırasında, bu trajedilere dair hislerini şöyle dile getirir Gurbetelli: “Çernobil ve Halepçe ile en çok ilgilenmesi gereken kimyacılar beni şaşırttı. Kendime sık sık, ‘Ben neyim? Ne yapacağım?’ diye sormaya başladım.”
Akademik çalışmalarına tutkuyla devam ederken, 1990 yılında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla gözaltına alınır ve ağır işkencelere maruz kalır, tutuklanır. Bu süreç, hayatına yeni bir yön vermeye zorlar. Cezaevinde kaldığı zamanı bir kayıp olarak düşünmez. Evet, dışarıdaki mücadele olanakları daha fazla, mücadele sahaları daha geniştir. Ama özgürlük tutkusunun zamana ve mekana sığmayacağını bilgelerden öğrenmiştir. Bu yüzden tutsak alınmış kadınların dünyasını tanımaya, anlamaya ve güzelleştirmeye yönelir. Emek harcadıkça sevilir; okur, okuduğunu paylaştıkça bağları güçlenir. Bağlandığı yoldaşlarına her şeyini vermekten kaçınmaz. Dinlediği, tanık olduğu, duyduğu kadın hikayeleriyle kalbini ve bilincini kadınla şekillenecek bir geleceğin rüyasına adar.
Kadın bakışıyla bir devrim: Özgür Gündem
Gurbetelli, cezaevi sonrası akademiye dönmek istese de engellenir. Bunun üzerine, gazeteciliğe adım atar ve kısa süre içinde Özgür Gündem gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni olur. Türk ve Kürt basınında bir ilki gerçekleştiren bu görev, aynı zamanda kadınların gazetecilikteki yerini güçlendirme mücadelesine dönüşür. Kadının kelam gücü gazetecilikte direncin gücüne evrilir. Gurbetelli, yalnızca gerçekleri yazmakla kalmaz, gazetecilikte kadın bakış açısını geliştiren bir öncü olur. Kürt halkının yaşadığı acıları ve hak ihlallerini korkusuzca dile getirir.
Bir gazetenin direnişi ve devletin saldırıları
1990’ların Türkiye’sinde Özgür Gündem, hakikatin sesi olduğu için sürekli saldırı altında kalır. Gazete çalışanları ve dağıtımcıları katledilir, ağır işkencelerden geçirilir, tutuklanır; büroları bombalanır. 1994 yılında, İstanbul ve Ankara bürolarına yapılan bombalı saldırılar, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in talimatıyla gerçekleştirilir. Devletin baskılarına rağmen Gurbetelli ve çalışma arkadaşları, hakikati yazmaktan vazgeçmez. Gurbetelli’nin bir yazısında dile getirdiği şu sözler, gazeteciliğin gerçek misyonunu özetler: “Basın gerçeği yazsaydı, bugün bu kadar insan ölmezdi.”
Dağlara yolculuk: Özgürlük için bir adım
Türk devletinin Kürt halkına ve Kürt basınına yönelik saldırıları Gurbetelli’yi bir yol ayrımına getirir. 1994 yılında yönünü Kürdistan dağlarına çevirir. Burada yalnızca bir savaşçı değil, aynı zamanda tarihe tanıklık eden bir yazar olur. Kaleme aldığı Güncesine, Kürt halkının direnişini, savaşı, mücadeleyi ve doğanın güzelliklerini ilmek ilmek işler.
Mirası kadınların ellerinde yaşıyor
8 Ekim 1997’de Garê’de ihanet sonucu katledilen Gurbetelli, arkasında yalnızca bir hayat hikâyesi değil, aynı zamanda kadınlara ışık tutan bir mücadele bırakır. Yalnızca bir gazeteci olarak değil, toplumsal cinsiyet kalıplarını kıran, öncü bir devrimci olarak. Mücadelesi “kadınlar ne istiyor?” sorusuna hem yaşamıyla hem de kalemiyle verilen en güçlü cevap olur.
Gazeteciliğin, aydın olmanın ve hakikatin buluştuğu bu destansı hayat, kadın özgürlük mücadelesinin unutulmaz bir parçası olarak tarihe yazılır.
Kadınlar yazmaya devam etti
Ve yüreğini ülkesinin her yerine nakşeden Gurbetelli, özgürleşen, güzelleşen kadın hakikatinin sembolü olarak “biz ölümden daha büyüğüz” sözünün doğrulayıcısı ve yoldaşlarının “Vatanelli’si” olur.
Onun kadın gazeteciliğine kattıklarını miras alan Kürt kadın gazeteciler önce kadının basında görünürlüğünü inşa etmeye yöneldiler. Bu görünürlük özgürlük temelindedir ve özgürce nefes almanın vaadindedir. Bu sebeple özgün kadın sayfaları şekillendirildi, dergiler çıkarıldı; kadın ajansları, kadın televizyonları kuruldu; kadın prodüksiyonları gerçeklik haline geldi. Gurbetelli’nin yoldaşları ve ardılları olanlar, gazeteciliği kadının sesi olarak gerçeğin öz bilincini ve öz savunmasını bir hakikate dönüştürdüler. Ve yazmaya, yazdıkça var olmaya, var oldukça yazmaya devam etmekteler korku ve sınır tanımadan…
